|
![]() |
|||||
|
|
Bülent Arınlı (1951 - 2008)
Medyanın dikkatine: IDFA'da Türkiye de var
Karikatür (Özer Aydoğan, Penguen, 16.10.2008) Humberto Solás (1942-2008)
Büyük Türk belgeselcileri: Barış Manço, Şoray Uzun, vd. Doğa Rutkay’ın sunduğu “Her Şeyi Söylemek Mümkün” adlı programda konu belgeselden açılınca, TV’nin sesini açıyoruz. Programın konukları Defne Samyeli ve Nebil Özgentürk. Medya sektöründe belli bir konuma gelmiş bu üç nadide ismin sohbetine kulak kabartıyoruz. Doğa Hanım, kendisinin de ‘belgeselci geçmişi’ olduğunu, Anadolu’nun tee nerelerine kadar gittiğini, köy yollarında eşek sırtından nasıl düştüğünü falan anlatarak giriyor lafa. Zamanında bilmem hangi kanal için 80 bölüm kadar yaptığı bu ‘belgesellerin’ ciddiye alınmadığından yakınıyor. Derken Özgentürk alıyor sazı eline; Türkiye’de belgeselin önünü açan kişi olarak M. Ali Birand’ın ve ekibinin öneminden bahsediyor. Program boyunca, nezaketen de olsa, ‘televizyon belgeseli’ tabiri bir kez bile geçmiyor. Sohbet koyulaştıkça, “rahmetli Barış Manço”nun belgeselciliğinden, “Şoray Yollarda”nın bu alanda yaptığı katkılardan söz ediliyor. (“Acun Firarda”nın da adı anılacak diye bekledik, ama her nedense es geçildi!)
Split’te Diocletian Sarayı’nın önünde uzanan Riva’da, TBF’nin konserini dinlerken (nam-ı diğer, The Beat Fleet: Hırvatistan’ın halihazırdaki en popüler hip-hop grubu olduğu söyleniyor), yeni tanıştığım Hırvat arkadaşımın temiz bir İngilizceyle kulağıma bağırarak anlattığı şeylerden aklımda kalanlar: Balkanlar: Gezi notları >>> İlk bakış, ilk film, ilk aşk... “Bana göre, sinemanın temel işlevi, bazı şeylerin yolunda gitmediğini hissetmemizi sağlamaktır. Bu anlamda, belgesel ile kurmaca arasında bir fark yoktur. Sinema, daha ilk günlerinde, bir şeylerin doğru olmadığını göstermek için ortaya çıktı. İlk film bir fabrikayı gösteriyordu; fabrikadan çıkan işçileri. Bu bakımdan, yine dünyamıza oldukça yakın olan fotoğrafa benziyor. Gördügümüz bir şeyi belgelemek için fotoğrafını çekmek gibi bir şey; zihnimizdeki bir şeyi değil, önümüzde duran bir gerçekliği… Dünyada gazetelerde basılan ilk fotoğraf, Paris Kömünü’nün cesetlerini gösteren bir fotoğraftı; Komüncülerin cansız bedenlerini yansıtıyordu. Yani şunu görmeye başlıyoruz: Halka açık gösterilen ilk filmde hapisten çıkan insanları izliyorduk; gazetede yayımlanan ilk fotoğraf ise dünyayı değiştirmeye çalışan insanların ölüsünü gösteriyordu. Buradan yola çıkarak sinemayı konuşacak olursak –veya fotoğraf, belgesel ya da kurmacayı,- son derece gerçekçi bir temelden söz ediyoruz. İlk filmin ve ilk fotoğrafın dehşet verici şeyleri gösterdiğine dair, bir tür tarihsel temel. Bunlar aşk öyküleri değildi, bunalım anlarını anlatıyordu. Birileri eline makinayı alıp bir şeyleri yansıtmak, düşünmek ya da sorgulamak istemişti. Bana göre bu davranışta, bu istekte -bir film yapma, fotoğraf çekme ya da günümüzde bir video film gerçekleştirme eyleminde diyelim- çok güçlü bir şey var. Size “Unutma!” diyen bir şey. Kuşkusuz ki, ilk eylem, ilk film, ilk fotoğraf, ilk aşk her zaman en güçlüsüdür; asla unutamadığımızdır…” --Pedro Costa Portekizli belgeselci Pedro Costa'nın 2004’te Tokyo’da verdiği “Bizi Tahmin Yürütmeye İten Kapalı Bir Kapı” (A Closed Door That Leaves Us Guessing) başlıklı sinema dersinden. Başka bir sinema aşkı mümkün! >>> Arto Halonen için Pekin'e vize yok! Finlandiyalı belgeselci Arto Halonen'in Olimpiyatları izlemek üzere Çin Halk Cumhuriyeti konsolosluğuna yaptığı vize başvurusu reddedildi. Çinli makamlar, Halonen'in 90'lı yıllarda Karmapa – Two Ways of Divinity adlı filmini çekmek için gittiği Çin ve Tibet'te ülke kanunlarını ihlal ettiği gerekçesiyle vize talebini geri çevirdi.
Şilili belgesel sinemacı Elena Varela Lopez, Mapuche yerlilerinin kereste tüccarlarına karşı verdiği hak mücadelesi üzerine bir belgesel çekerken polis tarafından tutuklandı. “Suç işleme kastıyla yasadışı faaliyet” yapmakla suçlanan yönetmen, dört yıldır bu proje üzerinde çalışıyordu. 7 Mayıs’ta evinden alınan ve çekim kasetleri ile tüm ekipmanına el konulan Lopez, halen ülkenin orta kısımlarında yer alan Rancagua Cezaevi’nde tutuluyor. Bilgi ve sezgi üzerine “Belgesellerde sevdiğim şey, bir filmi yaparken bile arayışına devam etme, filmi yolda yapabilme özgürlüğüdür. Bir filme başlarken, çoğu zaman kendime şöyle derim: ‘Konu hakkında ne kadar az şey bilirsem o kadar iyi!’ Bunun anlamı kısaca şu: Filmlerimi bir takım ön bilgilerle yapmıyorum, onun yerine bir tür öğrenme arzusuyla, bilmediğim şeyler hakkında gidip bilgi toplama ihtiyacıyla yapıyorum. Bu nedenle benim projelerim daha çok sezgisel bir yöntemle yapılmıştır; bilen birinin bakış açısından değil de filmini çektiğim insanlarla kurduğum ilişkiden ortaya çıkmıştır.” --Nicolas Philibert Urfa'da, kapanmayan bir yara! Bir süre önce mevsimlik işçilerle görüşmek için Urfa'daydık. Evine konuk olduğumuz ailelerden biri 16 çocukluydu; baba işsiz, çocuklar ise okula gitmek yerine hurda toplayarak eve ekmek getiriyor. Trafik kazası atlatınca mevsimlik işlere gitmekten korkar olmuşlar. Bu yılı nasıl geçirecekleri meşhul...
"Kendin ol, düşünü yarat" sloganıyla gerçekleşen festival, daha ilkgençliklerinden başlayarak bu şiarı hayata geçirmiş olan kadınların varlığıyla ayrı bir şenliğe dönüştü... Bir zamanların İlerici Kadınlar Derneği'nin eylemlerini örgütlemiş bir avuç kadınla İstanbul-Ankara arası tren yolculuğu yapmak, Deniz'lerin/Mahir'lerin mezarlarını ziyaret etmek, akşamları birlikte yemek yemek ne güzel bir ayrıcalıktı! Kızılırmak sinemasındaki geniş katılımlı buluşmalarında, bugün kulağa inanması güç gelen başarılarını ve traji-komik anılarını dinlemek müthiş bir deneyimdi. Buluşmanın en vurucu kısmı ise, o anıların kahramanlarını canlı olarak perdede görmekti. 1979'da dernekleri sıkıyönetim tarafından kapatılan İKD'lilerin bu karara karşı çıktığı Uzun Yürüyüş'ün belge-filmini izlerken, hepimizin boğazına bir şeyler düğümlendi. O görüntüler karşısında ve onları hop oturup hop kalkarak izleyen, perdedeki hallerine laf atıp duran İKD'li kadınların arasında, gözyaşlarını tutabilene aşkolsun! O gün sel olup akan o kesif duygunun altında, Berin Uyar'ın şu cümlelerindeki gerçek yatıyor olsa gerek: "Güzel şeyler yaptık. Saftık, inançlıydık, inatçıydık, fedakardık ve kendimiz için hiç bir şey istememiştik. Bugün bu temizliğin kavranması zor. Bunu aktarmak yine bize düşüyor." [NS] Selanik Belgesel Festivali - foto günlük Basın toplantısından:
...ve Agora Taverna'sında (Meyhanesi?) öğle yemeği:
|
2008 © ZeZe Film |