ZeZe Film

 

Lilit'in Kızkardeşleri

İbret Olsun Diye

Gündelikçi

Theo'nun Bakışı

 

Hakkımızda

Bülent Arınlı (1951 - 2008)
15 Kasım 2008

Bülent Arınlı

Medyanın dikkatine: IDFA'da Türkiye de var
11 Kasım 2008

Okul YolundaBu yıl IDFA’da Türkiye’den bir film de yarışacak: “Okul Yolunda”… Dünyanın en kapsamlı belgesel etkinliği olan IDFA (Uluslararası Amsterdam Belgesel Film Festivali), medyamızın seveceği benzetmeyle “belgeselin Cannes’ı” olarak nitelendirebilebilir rahatlıkla. Ama nedense, bu kadar önemli bir festivalde Türkiye’den bir filmin yarışıyor olması, gazetelerde küçük haber olacak kadar bile ilgi çekemedi. Biraz bilmemezlik, biraz da ülkemizde belgesele dönük genel bir ilgisizlik halinin tezahürü olsa gerek. 20-30 Kasım tarihleri arasında düzenlenen festivalde, Orhan Eskiköy ve Özgür Doğan’ın filmi Joris Ivens ödülüne aday olurken, Kazım Öz’ün “Şavaklar” adlı belgeseli de yan bölümde gösterilecek… İş akla ziyan filmlerin tanıtımına gelince sütunlarını esirgemeyen kültür sanat birimlerinin dikkatine!

Karikatür (Özer Aydoğan, Penguen, 16.10.2008)

Humberto Solás (1942-2008)
29 Eylül 2008

Humberto Solas

Büyük Türk belgeselcileri: Barış Manço, Şoray Uzun, vd.
25 Eylül 2008

Doğa Rutkay’ın sunduğu “Her Şeyi Söylemek Mümkün” adlı programda konu belgeselden açılınca, TV’nin sesini açıyoruz. Programın konukları Defne Samyeli ve Nebil Özgentürk. Medya sektöründe belli bir konuma gelmiş bu üç nadide ismin sohbetine kulak kabartıyoruz. Doğa Hanım, kendisinin de ‘belgeselci geçmişi’ olduğunu, Anadolu’nun tee nerelerine kadar gittiğini, köy yollarında eşek sırtından nasıl düştüğünü falan anlatarak giriyor lafa. Zamanında bilmem hangi kanal için 80 bölüm kadar yaptığı bu ‘belgesellerin’ ciddiye alınmadığından yakınıyor. Derken Özgentürk alıyor sazı eline; Türkiye’de belgeselin önünü açan kişi olarak M. Ali Birand’ın ve ekibinin öneminden bahsediyor. Program boyunca, nezaketen de olsa, ‘televizyon belgeseli’ tabiri bir kez bile geçmiyor. Sohbet koyulaştıkça, “rahmetli Barış Manço”nun belgeselciliğinden, “Şoray Yollarda”nın bu alanda yaptığı katkılardan söz ediliyor. (“Acun Firarda”nın da adı anılacak diye bekledik, ama her nedense es geçildi!)
Kısaca Türkiye’de, medya ileri gelenlerinin bile belgeselden ne anladığı üzerine bayağı aydınlatıcı bir programdı. “Her şeyi söylemek mümkün”müş hakikaten, özellikle söyleyen cahilin bilmişi ise… Tanıl Bora’nın bir yazısında alıntıladığı, Adorno’nun şu lafı geliyor insanın aklına: “Yarım anlaşılmış ve yarı öğrenilmiş olan, eğitimin ön basamağı değil onun can düşmanıdır.” [NS]

Split'te bir akşam
30 Ağustos 2008

Split’te Diocletian Sarayı’nın önünde uzanan Riva’da, TBF’nin konserini dinlerken (nam-ı diğer, The Beat Fleet: Hırvatistan’ın halihazırdaki en popüler hip-hop grubu olduğu söyleniyor), yeni tanıştığım Hırvat arkadaşımın temiz bir İngilizceyle kulağıma bağırarak anlattığı şeylerden aklımda kalanlar:
“Adı Hırvatistan olan bir ülkeye sahip olmak dışında, bağımsızlıktan sonra hayatımızın pek de iyileştiğini söyleyemem. Hele son bir kaç yılda, suç oranı arttı, yolsuzluklar aldı başını gidiyor. Milliyetçilik iyice prim kazandı. Şurada gördüğün arkadaşımın baba tarafı Sırp olduğu için soyadı Sırpça. Burada doğmuş büyümüş, ama ülkeden her giriş çıkışında, Sırp kökeni yüzünden başı derde giriyor. Ben eski çocukluk günlerimizin Yugoslavya’sını özlüyorum açıkçası. Ama kimse bunu yüksek sesle dinlendirmeye cesaret edemiyor. Eski rejimin baskıcı olduğunu söyleyip duruyorlar. En büyük argüman bu. Doğrudur da, ama pek çok olumlu tarafı da vardı, bunu inkar edemeyiz. Örneğin, fabrikaların yönetimi işçi konseylerindeydi. Diğer sosyalist rejimlerden farklı olarak, bizde işçiler kendi müdürlerini kendileri seçiyordu. Tabii ki, parti politikası falan oraya da egemendi, ama fabrikalar bir anlamda işçilere aitti. Şimdi özgürlük geldi, ama fabrikalar özelleşti, insanlar işsiz ve aç kaldı.”
Stipe (Sırp olsaydı ona Stephan diyeceklerdi), bana bunları anlatırken sahnedeki solist, üstü kapalı bir dille “eski güzel günlerden” bahseden bir şarkı söylüyor, gençler de dans ediyordu. [NS]

Balkanlar: Gezi notları >>>

İlk bakış, ilk film, ilk aşk...
2 Ağustos 2008

“Bana göre, sinemanın temel işlevi, bazı şeylerin yolunda gitmediğini hissetmemizi sağlamaktır. Bu anlamda, belgesel ile kurmaca arasında bir fark yoktur. Sinema, daha ilk günlerinde, bir şeylerin doğru olmadığını göstermek için ortaya çıktı. İlk film bir fabrikayı gösteriyordu; fabrikadan çıkan işçileri. Bu bakımdan, yine dünyamıza oldukça yakın olan fotoğrafa benziyor. Gördügümüz bir şeyi belgelemek için fotoğrafını çekmek gibi bir şey; zihnimizdeki bir şeyi değil, önümüzde duran bir gerçekliği… Dünyada gazetelerde basılan ilk fotoğraf, Paris Kömünü’nün cesetlerini gösteren bir fotoğraftı; Komüncülerin cansız bedenlerini yansıtıyordu. Yani şunu görmeye başlıyoruz: Halka açık gösterilen ilk filmde hapisten çıkan insanları izliyorduk; gazetede yayımlanan ilk fotoğraf ise dünyayı değiştirmeye çalışan insanların ölüsünü gösteriyordu. Buradan yola çıkarak sinemayı konuşacak olursak –veya fotoğraf, belgesel ya da kurmacayı,- son derece gerçekçi bir temelden söz ediyoruz. İlk filmin ve ilk fotoğrafın dehşet verici şeyleri gösterdiğine dair, bir tür tarihsel temel. Bunlar aşk öyküleri değildi, bunalım anlarını anlatıyordu. Birileri eline makinayı alıp bir şeyleri yansıtmak, düşünmek ya da sorgulamak istemişti. Bana göre bu davranışta, bu istekte -bir film yapma, fotoğraf çekme ya da günümüzde bir video film gerçekleştirme eyleminde diyelim- çok güçlü bir şey var. Size “Unutma!” diyen bir şey. Kuşkusuz ki, ilk eylem, ilk film, ilk fotoğraf, ilk aşk her zaman en güçlüsüdür; asla unutamadığımızdır…” --Pedro Costa

Portekizli belgeselci Pedro Costa'nın 2004’te Tokyo’da verdiği “Bizi Tahmin Yürütmeye İten Kapalı Bir Kapı” (A Closed Door That Leaves Us Guessing) başlıklı sinema dersinden.

Başka bir sinema aşkı mümkün! >>>

Arto Halonen için Pekin'e vize yok!
30 Temmuz 200

Finlandiyalı belgeselci Arto Halonen'in Olimpiyatları izlemek üzere Çin Halk Cumhuriyeti konsolosluğuna yaptığı vize başvurusu reddedildi. Çinli makamlar, Halonen'in 90'lı yıllarda Karmapa – Two Ways of Divinity adlı filmini çekmek için gittiği Çin ve Tibet'te ülke kanunlarını ihlal ettiği gerekçesiyle vize talebini geri çevirdi.

Elena V. LopezBelgeselcilere hapishane yolu
28 Haziran 2008

Şilili belgesel sinemacı Elena Varela Lopez, Mapuche yerlilerinin kereste tüccarlarına karşı verdiği hak mücadelesi üzerine bir belgesel çekerken polis tarafından tutuklandı. “Suç işleme kastıyla yasadışı faaliyet” yapmakla suçlanan yönetmen, dört yıldır bu proje üzerinde çalışıyordu. 7 Mayıs’ta evinden alınan ve çekim kasetleri ile tüm ekipmanına el konulan Lopez, halen ülkenin orta kısımlarında yer alan Rancagua Cezaevi’nde tutuluyor.
Şili'de Mart 2008'den beri, kereste firmalarıyla ilgili açıklama yapan üç belgeselci tutuklandı.
Ayrıntılı bilgi ve eylem çağrısı için >>>

Bilgi ve sezgi üzerine
15 Haziran 2008

“Belgesellerde sevdiğim şey, bir filmi yaparken bile arayışına devam etme, filmi yolda yapabilme özgürlüğüdür. Bir filme başlarken, çoğu zaman kendime şöyle derim: ‘Konu hakkında ne kadar az şey bilirsem o kadar iyi!’ Bunun anlamı kısaca şu: Filmlerimi bir takım ön bilgilerle yapmıyorum, onun yerine bir tür öğrenme arzusuyla, bilmediğim şeyler hakkında gidip bilgi toplama ihtiyacıyla yapıyorum. Bu nedenle benim projelerim daha çok sezgisel bir yöntemle yapılmıştır; bilen birinin bakış açısından değil de filmini çektiğim insanlarla kurduğum ilişkiden ortaya çıkmıştır.” --Nicolas Philibert

Urfa'da, kapanmayan bir yara!
28 Mayıs 2008

Bir süre önce mevsimlik işçilerle görüşmek için Urfa'daydık. Evine konuk olduğumuz ailelerden biri 16 çocukluydu; baba işsiz, çocuklar ise okula gitmek yerine hurda toplayarak eve ekmek getiriyor. Trafik kazası atlatınca mevsimlik işlere gitmekten korkar olmuşlar. Bu yılı nasıl geçirecekleri meşhul...
Bir diğer ailenin durumu daha iç açıcı değil: Evin hanımı geçen yıl bir kamyon kazasında sol kolunu yitirmiş. (Adı Kafra, ama kaza haberlerinde nedense Fahriye olarak geçmiş; yetkililere tanıdık gelsin diye biz de öyle kullandık). Yanında torunu da varmış, başından aldığı darbelerle ölümden dönmüş. Kazadan sonra eldeki avuçtakinden de olan, 9 ay geçtiği halde doğru dürüst tedavi bile olamayan Kafra'nın çığlığını duyurmaya çalıştık (Radikal, 28.05.2008), bakalım duyması gerekenler duyacak mı? >>>

Uçan Süpürge'den İKD geçti
20 Mayıs 2008

Uçan Süpürge, bu yıl daha bir yükünü almıştı sanki! 8-15 Mayıs tarihleri arasında yalnızca filmlere değil sürprizlere de açık bir festival izledik. En büyük süprizi de kuşkusuz, kendisi de İKD'li olan Halime Güner'in gayretiyle, İKD'li kadınların 30 yıl sonra Ankara'da buluşmasıydı.

"Kendin ol, düşünü yarat" sloganıyla gerçekleşen festival, daha ilkgençliklerinden başlayarak bu şiarı hayata geçirmiş olan kadınların varlığıyla ayrı bir şenliğe dönüştü... Bir zamanların İlerici Kadınlar Derneği'nin eylemlerini örgütlemiş bir avuç kadınla İstanbul-Ankara arası tren yolculuğu yapmak, Deniz'lerin/Mahir'lerin mezarlarını ziyaret etmek, akşamları birlikte yemek yemek ne güzel bir ayrıcalıktı! Kızılırmak sinemasındaki geniş katılımlı buluşmalarında, bugün kulağa inanması güç gelen başarılarını ve traji-komik anılarını dinlemek müthiş bir deneyimdi. Buluşmanın en vurucu kısmı ise, o anıların kahramanlarını canlı olarak perdede görmekti. 1979'da dernekleri sıkıyönetim tarafından kapatılan İKD'lilerin bu karara karşı çıktığı Uzun Yürüyüş'ün belge-filmini izlerken, hepimizin boğazına bir şeyler düğümlendi. O görüntüler karşısında ve onları hop oturup hop kalkarak izleyen, perdedeki hallerine laf atıp duran İKD'li kadınların arasında, gözyaşlarını tutabilene aşkolsun!

O gün sel olup akan o kesif duygunun altında, Berin Uyar'ın şu cümlelerindeki gerçek yatıyor olsa gerek: "Güzel şeyler yaptık. Saftık, inançlıydık, inatçıydık, fedakardık ve kendimiz için hiç bir şey istememiştik. Bugün bu temizliğin kavranması zor. Bunu aktarmak yine bize düşüyor." [NS]
Uyar'ın izlenimleri için >>>

Selanik Belgesel Festivali - foto günlük
Mart 2008

Basın toplantısından:

...ve Agora Taverna'sında (Meyhanesi?) öğle yemeği:


Sarah Singh (solda), Emel Çelebi.

 

 


2008 © ZeZe Film