English

 

Makale


 

Lilit'in Kızkardeşleri

İbret Olsun Diye

Gündelikçi

Theo'nun Bakışı

 

Hakkımızda

GİLGAMEŞ’DEKİ LİLİT’İN AĞACI VE KARAGÖZ OYUNUNDAKİ KANLI KAVAK*

Yıldız Cıbıroğlu

Bu metinde arketiplerin yok olmadığını, birbirini tanımayan, farklı zamanlara ve uzamlara ait toplumlarda aynı arketiplerin görülebildiğini, birbirinden çok uzak topraklardan örnekler vererek ortaya koymayı deneyeceğim. Arketip konusu herkesten çok sanatçıyı ilgilendirir. Bir sanatçı ortak belleğe (ya da ortak bilinçdışına) ilişkin sayısız imgelemleri tanıdıkça kendi imgelemi genişler. Öğrendikleri, sanatçının kendi içinden, bilinçdışından çıkaracağı imgeleri kışkırtabilir ve yeni bileşenlere yol açabilir. Sanat yapıtlarındaki bazı imgelerin ‘ilkörnek’leri (arketip), tarihöncesine gider ve bizim bilinçdışımızda korunurlar. Aşağıdaki yazıda, yeryüzündeki kültürel yaşamın ‘tanrı, insan, hayvan, bitki’ bütünlüğüne ilişkin inanç evresinden gelen bir arketipsel imge anlatılıyor.

Burada inceleme konusu olan arketip bir çok ikonografide şöyle ifade edilmiş: Bir kozmik ağaç veya hayat ağacı var. Bu ağaç aynı zamanda Ağaç Tanrıçası. Kozmik ağacın dibinde ağaç tanrıçanın eşini temsil eden bir hayvan imgesiyle karşılaşırız. Ağacın tepesinde de bir kutsal kuş vardır. Burada tanımlanan  betim, Karagöz oyunundaki ‘Kanlı Kavak’ adlı göstermelikle aynıdır.  Onun yazılı belgedeki ilkörneği (arketip) ise Gilgameş destanındaki Ağaç Tanrıça Lilit’in öyküsüdür.

Ağaç Tanrıça Lilit: Lilit, henüz devlet ve ailenin olmadığı çağda, bütün varlıkları kendi içinden çıkardığına, erkek kahramana yaşam, kader verdiğine inanılan, çok eşli bir tanrıçadır. Kadınlar üretim çağını (özellikle tarım devrimini) başlattıkları için kendilerine güveniyor, icat ettikleri bereket büyüleriyle üretimi kontrol ediyorlardı. Büyü kadınların elinde çok önemli bir silahtı. Bu nedenle erkek üzerinde tanrıça baskısından söz etmek yanlış olmaz. Ne var ki erkekler devleti örgütleyince, orduyu oluşturunca ve tapınaklarda rahipleri çoğaltınca, bu kez de onlar kadınları denetlemeye başladı.

Eski tanrıça Lilit yabanıl doğanın tanrıçasıdır, doğayla özdeş, doğa gibi baş eğmez, denetlenemez bir kadındır. Cinsellik, bilgi ve düşünceyle de ilişkilendirilen Lilit olasılıkla hayat ağacının kovuğunda yaşayan, dirimsellikle özdeş tutulan, doğayı okumasını bilen, büyü imleri icat eden bir tanrıçaydı. İnsanlar üzerinde etkiliydi. Bu da devleti kuranlar için bir tehdit olarak algılandı. Kadın doğurduğu, süt ve yaşam verdiği; ağaç ise sürekli yukarı yükseldiği, dik durduğu ve kendini yenilediği için dirimsellik daima kadınla ve ağaçla birleştirilmiştir. Ağaç gövdesinden yeni dallar, yapraklar, meyveler, çiçekler çıkarır, kadın da gövdesinden kızlar, oğlanlar, torunlar çıkarmaktadır. Ağaç tanrıça Lilit soyun dişil atasıydı. Yabanıl yaşamın tanrıçası doğa düzenini temsil ediyor ve doğa yasalarını gözeterek özgürce yaşıyordu. Yerleşik yaşam ve devlet ortaya çıkınca yeni kurulan bir toplumsal düzene uyum sağlayamayan, erkek egemenliğini de kabul etmeyen, bağımsız, özgür tanrıça yeni tanrıların arasında istenmedi. (Bu olgunun başka halklarda da yaşandığını mitlerden biliyoruz.) Gökteki tanrılar yurdundan kovuldu ve yeraltına sürüldü. Geceleri kötülükler yapan kötü bir ruh olarak anlatıldı.

Mitsel bir öyküde Lilit’in neden kovulduğuna açıklama getirilmiş ve bu öykü Gilgameş destanına eklenmiştir. Öyküde onun bir Ağaç Tanrıça olduğu unut(tur)ularak Lilit kötü bir cine dönüştürülmüştür.

Sumer’de erkek egemen zihnin Lilit’in yerine geçirdiği tanrıça İnanna bu destanda yumuşak başlı, kendi sorununu çözmekten aciz, erkeğe muhtaç, sulu gözlü bir kadın karakterinde verilmiştir. İnanna eski kararlı ve kendine güvenli tanrıça  kimliğinden uzak, kişiliksiz bir karakterde karşımıza çıkar.

Öykü, bir su kenarında fırtınanın kökünden söktüğü, suların sürüklediği bir ağacı sudan çıkaran İnanna’nın onu eline alarak Uruk’taki kutsal bahçesine taşımasıyla başlıyor. (Tanrıçanın kurtardığı ağaç söğüt / kavak, hurma olabilir. Bunlar kutsal ağaçlardır.) Tanrıça ağacı evinin bahçesine dikiyor ve ağaç büyüyünce onun gövdesinden taht ve kanape yapmayı tasarlıyor. Ama mutluluğu çok sürmüyor. Bir süre sonra Lilit adlı cin gelip ağacın gövdesine yerleşirken, ağacın köküne bir yılan, tepesine de imdugud kuşu yuva yapıyor.

İnanna onları görünce çok üzülüp, acı gözyaşları dökerek ağlamaya başlıyor. Bunu duyan Gilgameş hemen 20 kilo ağırlığında zırhını giyip ondan kat kat ağır baltasını eline alır ve İnanna’nın bahçesine koşup yılanı baltasıyla öldürür. Kendisine yardım eden Uruklu erkeklerle birlikte ağacı devirir.  İmdugud kuşu yavrularını alıp dağlara kaçar, Lilit de orayı terk etmek zorunda kalır. Yerdeki ağaç, ondan taht ve kanape yapmayı tasarlayan tanrıça İnanna’ya bırakılır. (1) Öyküdevam eder, ama konumuzu ilgilendiren bölüm burası.

Öyküde İnanna’nın neden suda sürüklenen bir ağacı alıp bahçesine diktiğini sormamız gerekir. Tarımcı kadınların geleneğinden gelen bir duyarlığa sahip olduğu için mi, yoksa yerini aldığı selefi Lilit’in kutsal ağacını tanıyıp onu artık ‘kendi kutsal ağacı’ yapması gerektiğini düşündüğü için mi? Öyküde bunlar açıklanmaz. Tanrıça İnanna’nın neden acı gözyaşları döktüğü de açıklanmaz. Ama biz başka mitsel öykülerden gelen bilgileri bir araya getirdiğimizde durumu anlayabiliriz: Gözden düşmüş, kovulmuş bir tanrıçayı ve kutsal ağacını onun bahçesinde bulurlarsa İnanna zor durumda kalacağını, onlara masum olduğunu anlatamayacağını bilmektedir. Devletin yetkilisine haber verse o zaman da bir başka tehlike ufukta görünmektedir: Yılanın tehdit edici bakışları insafa gelmeyeceğini, İnanna’nın güzelliğinden etkilenmeyeceğini göstermektedir. İnanna’nın ağacın köküne yuva yapan yılanı erkek kimlikli olarak algıladığını, yılan için “hiç çekicilikten haberi olmayan” tanımı yapmasından anlıyoruz. (Yılan Ağaç tanrıçanın eşi ve ağacın bekçisidir. İkisi bu arketipin en önemli özelliğidir.) Ya da Lilit, büyülerinin çok güçlü olduğuna inanılan bir tanrıça olduğu ve İnanna da Lilit’in yerini aldığı için, kendini tehlikede hissetmekte, selefinin kendi bahçesinde yaşamasından rahatsız olmaktadır. İnanna bahçesinde Lilit’le karşılaştığında hemcinsine ve eski dişil atalara karşı suçluluk da duymuş olabilir. Öte yandan Lilit ve İnanna aynı kadındaki iki farklı yönü temsil eder. İnanna Lilit’in kentlisi, ağaçta değil, sarayında yaşıyor. O, yeni erkek egemen dönemi belki daha konforlu olduğu için de yeğliyor ve eski dişil atalarının özgür kadın karakterinden vaz geçme pahasına istiyor bunu.

Lilit’in ise sığınacak, saklanacak bir yer ararken halefinin bahçesindeki ağacı seçmesi ilginç. Ya, kutsal bahçesinin ve kutsal ağacının İnanna’ya geçmesini içine sindiremeyen Lilit onlara yeniden sahip olmak için direnmektedir. Ya da başka gidecek yeri yoktur. İmdugud kuşu ve yılan tanrıçayı yalnız bırakmamışlardır. Giysi kullanmayan çıplak Lilit öyle anlaşılıyor ki yılanı ve kuşu saymazsak, artık terk edilmiş bir doğa tanrıçasıdır. Yerleşik dönemin tanrıçası olan İnanna’nın sarayına saklanmıyor, yaşamaya alıştığı bir yer olan bahçedeki ağacın kovuğuna saklanıyor. Yılan ise ağacı (Lilit’i) korumakta kararlı olduğunu kökünden başlayarak ağaca sarılmakla gösteriyor.
 
Kral Gilgameş Herakles’in önceli: Gilgameş tıpkı ardılı Herakles gibi, kadının kullandığı bir silah olan büyünün yerine erkekteki fizik gücü (ayrıca gürz, kılıç, balta gibi somut silahı) kullanmayı ve kadını alt etmeyi temsil ediyor. Böylece kadındaki büyü silahına karşı erkekteki fizik gücün ve silahın üstün geldiği, erkekler arasındaki birliğe karşı çıkılamayacağı kanıtlanmış olacak. Bu Gilgameş’in erginleme kuttöreni olabilir. Gilgameş eski dönemin kozmik tanrıçası Lilit’i kutsal bahçeden (cennet) kaçırır, yılanı öldürür, kuşu kovar, Lilit’le özdeş kozmik ağacı (hayat ağacı) yere yıkar. Özgür cinsellikle ve düşünceyle ilişkilendirilmiş Lilit’i alt eden Sumer’in efsanevi kralı Gilgameş’i Herakles’in yazılı belgedeki ilkörneği sayabiliriz. Yunan mitolojisinde Herakles’i destan kahramanı yapan on iki büyük iş, çoğunlukla eski güçlü tanrıçaları ve onların kutsal hayvanlarını etkisiz duruma getirmesinin öyküsüdür (örneğin Hera’nın dokuz başlı yılanını öldürmesi).

Kozmik ağaç: Tanrıça döneminin kozmik ağacı o çağda ne anlam taşıyordu? Kozmik ağaç Yer ile Gök’ü birleştirir. Kendi kökünde yeraltını, gövdesinde yeryüzünü, tepedeki dallarında göğü -cenneti- temsil eder. Ağaç evrendir. Yıl içinde biçim ve renk değiştirerek zamanı gösterir: İlkbaharda gençliği, yazda orta yaşı, sonbahar ve kışta hastalık ve ölümü açıklar. Kozmik ağaç dünyanın merkezini gösteren dünya direğidir. Dinlerin en eski kaynağı sayılan şamanizmden beri ağaç daha çok dişil cinsiyetlidir, şamanın annesidir, şaman ona tırmanarak göğe çıkar. İkonografilerde ya da eski metinlerde kutsal ağaç daima göl ya da akarsu  su ile birliktedir. Sağında, solunda, üzerinde hayvanlar bulunur. Üzerine yılan sarılı ağaç iki karşıt cinsiyetin birliğini simgeler. Tepesine konan kuş göğü temsil eder ve kutsaldır. Dişi cinsi keşfetmek isteyen erkek kahraman o ağacın altına gelir ve Ağaç Tanrıçayla birleşerek bir soyu başlatır. Ağaçla kadının özdeşliği sebepsiz değildir. Sumer mitolojisinde ilk meyve bahçesi (ilk cennet) tanrıçanın yaptığı bahçedir: Sumer’in daha eski ana-tanrıçası Ninhursag bahçesine sekiz fidan dikerek meyve ağaçlarını ıslah etmeyi başlatır.

Özdeş tutulduğu dünya ağacı devrilen, parçalanan, eşi ya da oğlu sayılan yılanı öldürülen, gökle ilişkili kutsal kuşu kaçırtılan ve kendisi de kötülük cini ilan edilen Lilith’e daha sonra Ortadoğu’daki çeşitli efsanelerde olumsuz roller verilir. Yeni doğmuş bebekleri öldürmeye çalışan, yiyen, ağzı kanlı bir cindir.  Talmud’da dişi şeytanların tümü bu ad altında gösterilir. Mistik Yahudi kaynaklarında İblis Samael’den sonra gelen şeytanların kraliçesidir. Lilit Adem’in ergen yaştaki çocuklarını, gece uykularında rüyalarına girerek baştan çıkarır.  Tevrat’tan önceki Yahudi kaynaklarında Lilit Tanrı’nın Adem’le birlikte topraktan eşit olarak yarattığı ilk kadındır. Lilit Adem’le yatarken altta olmayı istemediğinden, onun yerine uysal Havva –kendini Lilit gibi Adem’le eşit saymasın diye- Adem’in kaburga kemiğinden yaratılır.

Kanlı Kavak
Gilgameş destenındaki Lilit imgesi Karagöz oyunu Kanlı Kavak’ta sürer. (2) Kanlı Kavak oyununun göstermelik adı verilen tasvirinde bir kavak ağacı vardır ve kökünden başlayarak gövdesine bir yılan sarılmıştır. Ağacın kovuğundan bir kadın ya da genç erkek başı uzanır. Bu figür ağacın cini olmalı. Nureddin Sevin’in kitabına aldığı Kanlı Kavak adlı göstermelikte ağacın tepesinde bir kuş da vardır. (3) Kanlı Kavak oyununda, ağacın altından geçen Âşık Hasan’ın çocuğu Muslu’yu cin alır. Âşık Hasan cinden çocuğunu ister. Kavak-cin ona verdiği yanıtta kendini “Adım Kanlı Kavak kendim peridir” diye tanıtır. (4) Çocuğun alınması Lilit’in yeni doğan bebekleri çalmasını çağrıştırmaktadır.

Âşık Hasan’ın oğlu Muslu’ya gelince, adeta bu ağacın altında bir erginleme törenine katılmıştır, babası da ona yol göstermekte ve ‘kadın’ın erkek için tehlikelerini oğluna bu deneyle   açıklamaktadır. Âşık Hasan’ın söylediği gazellerde kan sözü geçer: “Gel ey dilber kan eyleme / Seni kandan sakınırım” Bir başka dize: “Boyadı sînemi al kana meded dîdelerim”

Kanlı Kavak ise kendisini oğlunu çalmakla ve zalimlikle suçlayan, acıyla inleyen Âşık Hasan’a şu yanıtı verir: “Ben Kavak’ım Kanlı nâmım var benim / Gece gündüz işim âh ü zâr benim / Senden özge çok düşmanım var benim / Kanlı Kavak nitsün senin Muslu’nu”

“Kanlı Kavak” adı, artık erkek gözünde uğursuz bulunan aybaşı kanamasına, “perili ağacın” cinsel kimliğine  bir atıftır. Eski kutsal hayat ağacı gözden düşürülmek istenmektedir. Demek ki halk inancında tanrıçanın etkisi sürüyordu.

Ağaçla Âşık Hasan’ın konuşmalarının ardından Karagöz Kanlı Kavak’ın üstüne düşer, şaşkınlıkla Hacivat’a seslenir: “Bu domuz kapanını kurmuşsun, benim kuyruğumu kapana sıkıştırmak için mi?” Kanlı Kavak imgesinin hangi türden kadın imgesine atıfta bulunduğu ‘kapan’ sözcüğünden anlaşılabilir. Erkek için can yakan, başına belâ olan, fettan, şeytani düşüncelere sahip, korkulası bir kadın kimliğini temsil eden Lilit’in imgesi Kanlı Kavak’la özdeştir. Hacivat, o kapanı kendisinin kurmadığını, onun ‘eskiden beri’ burda olduğunu söyler. Daha sonra Ağaç Cini miyav diye bağırır. Karagöz “Ulan! Mart ayına daha vakit var ama, kediler vakitsiz kızmış.” der. Cinselliğe ilişkin birkaç gönderme daha vardır: “Bu cinlerin i.nesi. Dur şunun üstüne çıkayım!” der  ve çıkar. Ardından Karagöz cin tarafından havaya kaldırılır ve yere bırakılır. Karagöz’ün kolu bacağı çarpılmış, eğri büğrü olmuştur. Karagöz böyle yakınırken cin gelir Karagöz’ü alıp götürür, iyi edip geri getirir. Karagöz karısına gider, baltayı ister. Baltayla kavağın yanına  gelir ve ağacı kesmeye başlar. Bir yandan da içinde kavak sözcüğü geçen bir şarkıyı söyler. Şarkının bazı dizeleri ve nakaratı şöyledir: “Kavak kavaktan uzundur”, “Kavakta turna sesi var”,  “Sen kaldır çıtı-pıtı kolların / Meze vermiyor ellerin”.

“Kavak kavaktan uzundur” dizesiyle bir rekabete gönderme yapılıyor gibidir. “Kavakta turna sesi var” dizesi ise arketipteki ağacın tepesindeki kuşla örtüşmektedir. Adeta hem meze vermeyen (yani karşılık vermeyen), hem de onu güzelliğiyle cin çarpmış gibi yapan, aşka düşürüp dünyasını yıkan, perişan eden, kurum satan sevgiliyi cezalandırmakta, onun tehdit edici güzelliğini parçalamaktadır. Karagöz ‘Kanlı Kavak’ın altındaki yılanı da öldürür. Gilgameş’in dört beş bin yıl önceki rolünü sürdürür böylece. Odunları sobada yakmak için eve götürür. Kanlı Kavak baştan çıkaran oynaşla, hafif kadınla özdeştir. Kadının özgürlüğünü, yaşama hakkını yok etmek yerine; erkeğin iradesini kullanması, kendi nefsini denetlemesi söz konusu değildir. Burada ataerkil görüşün içinde gizlenen kadın düşmanlığı, onun da gerisinde korku vardır. ‘Kanlı Kavak’ oyunu, kadın erkek ayrılığı ve ayrımcılığı yaşayan toplumlarda, kadından korkmaya koşullandırılmış erkekleri rahatlatabilecek bir oyun olarak değerlendirilebilir.
 
Aynı arketip Orta Asya’da farklı yorumlandı: Orta Asya’da Türk halkların destanlarında ya da tasvir sanatında aynı imge karşımıza çıkar. Fakat Orta Asya halklarında, özellikle Altaylarda evrenselci dikotomi (İkilibirlik) yaşamın merkezine konulduğu ve anaerkil bir yapılanma olduğu için, bu arketip olumludur. Gilgameş destanında ve Kanlı Kavak’ta  kadın imgesini, kadın enerjisini geriletmek için kullanılan arketipsel imge, Orta Asya’da İkilibirlik öğretisini  telkin etmek, yerleştirmek için kullanılmıştır. ‘İkilibirlik’ (evrenselci dikotomi) öğretisi karşıtların birbirlerini yok etmeye çalışmaması, birbirinikabul etmesidir. Zıtların ilişkisinde –modern çağın verdiği adla- diyalektiği fark etmesidir. (5) Bu düşüncede karşıt güçler (örneğin kadın ve erkek, insan ve hayvan, soğuk sıcak…) ne iyi, ne kötüdür. Önemli olan onlar arasındaki dengedir. Çünkü hepsinin mutluluğu birbirine bağlıdır. İnsana duyulan saygı bitkiye, hayvana da duyulur; insana tanınan var olma hakkı bitkiye, hayvana da tanınır. (6) Şu halde metnin başında ileri sürdüğüm sav doğrulanmaktadır: Lilit Ağaç Tanrıçasıydı ve bu kimliğinde tanrı, insan, hayvan, bitki birliğini; ayrıca gök, yer, yeraltı bütünlüğünü ağaç imgesinde bir araya getirmiş evren tanrıçasıydı. Sumer’de devlet kurulunca doğayı ve kadını denetlemek, onlara sahip olmak isteyen erkek egemen zihin, evrenselci İkilibirlik öğretisini telkin eden bu arketipsel imgeyi destan kahramanı Gilgameş’e parçalattırdı. Yine de Sumer’in bu öğretiden tamamıyla uzaklaşmadığı, ama kadına bakış açısının Akad döneminde giderek olumsuz biçimde etkilendiği söylenebilir.

Bir arketip dipsiz kuyuya benzer. Bu nedenle bir arketip için köken göstermek nerdeyse olanaksızdır. Evrenselci ikilibirlik ve burda incelenen arketip birçok halkın kültüründe karşımıza çıkar. Ancak en güçlü damar Orta Asya Türklerinin mitsel öykülerinde, destanlarında, hayvan tasvirlerindedir ve çok uzun sürer. 1970’li yıllarda kaybolan ayakkabı boyacı sandıklarındaki sedef kakmalı hayvan ve Ağaç Tanrıça imgeleri bu arketipin ve  İkilibirlik öğretisinin (o sırada gerçek anlamı bilinmese bile) son örnekleridir.

Ağaç Tanrıçası ve ağaç, göl / akarsu, ağacın kökündeki kutsal hayvan başlı erkek ata-ruhu; ağacın tepesindeki kutsal kuş imgelerine yer veren mitsel öyküler de yakın zamanlara kadar Orta Asya’da sürmüş, bilim insanları bunları kaydetmiştir. Mitsel öykülerde genel konu şöyledir: Babası hayvan olan ilk erkek kozmik ağacın altına gelir ve ağacın kovuğunda yaşayan kadınla (Ağaç Tanrıçayla) birleşir. Yeni bir boy bu birleşmeden türer. Ağaç Tanrıça’yla birleşen erkek kahraman öldüğü zaman hayat ağacının altına gömülür. Orta Asya Türk halklarına ilişkin, ağaç kadınla ilk erkeğin birleşmesine ait pek çok mitsel öyküden biri de Oğuz destanıdır. Oğuz (boğa) eşi olacak ağaç kızı sıradan olmayan bir gölün ortasında, ağacın kovuğunda bulur. Bu ağaçların tepesinde genellikle bir tuğrul kuşu ve cennet vardır. Er Töştük destanında, Er Töştük’ü bir kartal yutar ve kemiklerini düzeltip bir çelik kadar sağlamlaştırdıktan, yenilmez kıldıktan sonra kahramanı evine bırakır. Bu kartalın yuvası bir kavak ağacının tepesindedir. Burada kavak kozmik ağaç, kuş kozmik kuştur. Er Töştük ise önce yutulup sonra çıkarılarak erginlenmesini tamamlamıştır. (7) Yaratılış / türeyiş öykülerinde Ağaç Tanrıça ve erkek kahraman kabileyi yaratan, kuran,dengeyi sağlayan olumlu kahramanlardır. (8)

1)S. N. Kramer, Tarih Sumer’de Başlar, çev. Muazzez İlmiye Çığ, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1990, s. 169.
2)Gilgameş destanındaki arketiple Kanlı Kavak oyunundaki arketip arasındaki bağı ilk kez Kadın Saçı Büyü ‘Türban’ adlı kitabımda yazdım: Yıldız Cıbıroğlu, Kadın Saçı, Büyü, ‘Türban’, Payel Yayınevi, İstanbul Mart 2004, s. 47.
3)Nureddin Sevin, Türk Gölge Oyunu, Devlet M.E.B. Kitapları, İstanbul 1968.
4)Cevdet Kudret, Karagöz, cilt II, YKY, İstanbul 2004, s. 544.
5)Evrenselci dikotomi ve onun ikonografisi için bkz: Emel Esin, Türk Kozmolojisine Giriş, Kabalcı yayınevi, İstanbul 2001. / Emel Esin, Orta Asya’dan Osmanlıya Türk Sanatında İkonografik Motifler, Kabalcı Yayınevi, İstanbul 2004.  
6)Jean-Paul Roux, özgün adı Faune et flore sacréés dans les altaiques  olan kitabının Türkçe çevirisine yazdığı önsözde şu dikkat çeken açıklamayı yapar: “Çıkarılacak dersler çok fazladır ve birkaçı yaşamsal önemdedir. Bu toplulukların hayvanlara ve bitkilere yaklaşımları, yaşam ilkeleri ve bir bütün olarak gördükleri farklı yaşam biçimlerine verdikleri önemi göstermektedir. Bitki ve hayvanlarla ilgili bu uzun araştırmayı tamamladığımda henüz ‘ekoloji’ kavramı ortalarda yotu. Ama yıllar sonra tekrar okuduğumda bir ekoloji kitabı, daha doğrusu ekolojiye saygılı ve tutkulu bir toplumun kitabı olduğunun farkına vardım.” Jean-Paul Roux, Orta Asya’da Kutsal Bitkiler ve Hayvanlar, çev. Aykut Kazancıgil – Lale Arslan, Kabalcı, İstanbul, 2005, s. 9.
7)Bu öyküler ve açıklamalar için bk: Jean-Paul Roux, Orta Asya’da Kutsal Bitkiler ve Hayvanlar, çev. Aykut Kazancıgil – Lale Arslan, Kabalcı, İstanbul, 2005.
8)Yukardaki makalede sözü edilen arketipin ve ona bağlı İkilibirlik öğretisinin çağdaş bir yorumla geri geldiğini Muzaffer Akyol’un resimlerinde gördüm. M. Akyol’un resimleriyle ayakkabı boyacı sandıklarındaki ikonografileri söz konusu arketip bağlamında karşılaştırarak yazdığım bir makalem YKY’nın çıkardığı Sanat Dünyamız dergisinde (Ekim 2007) yayınlandı. Daha geniş biçimde Arkeoloji ve Sanat’ta şu sıra yayına hazırlanan Ayakkabı Boyacı Sandıklarında Arketipsel (S)imgeler adlı kitapta, ayakkabı boyacı sandıklarındaki sedef kakmayla yapılan hayvan ve hayat ağacı tasvirleriyle Orta Asya mitlerini, tasvir sanatını karşılaştırarak yazarken Jung’dan destek alarak arketip konusunu da ele aldım. Yukardaki makale önceki iki çalışmayla birlikte birbirini tamamlamaktadır. Çünkü yukardaki makalede, daha önce incelemediğim bir konuya, evrenselci dikotomi düşüncesindeki dengeyi bozan (kadını dışarda bırakan) ve bozarken de aynı arketipsel imgeyi yıkmak için kullanan iki yapıttan örnek vererek eğildim. 

 

*Artist Modern dergisinin Kasım 2007 sayısında yayımlanmıştır.

 

 

 

 

“Eski Tanrıça Lilit, yabanıl doğanın tanrıçasıdır. Doğayla özdeş, doğa gibi başeğmez, denetlemez bir kadındır. Cinsellik, bilgi ve düşünce ile ilişkilendirilen Lilit, olasılıkla hayat ağacının kovuğunda yaşayan, dirimsellikle özdeş tutulan, doğayı okumasını bilen, büyü imleri icat eden bir Tanrıçaydı. İnsanlar üzerinde etkiliydi. Bu da devleti kuranlar için tehdit olarak algılandı.”


2008 © ZeZe Film